On ikinci dalganın ardından kopan fırtınanın püf noktası Ergenekon'un beyninin irkilmesidir. Ne Türkan Hanım'ın şahsı ne de "Kardelenleri"dir mesele... Onlar sadece davayı sulandırmak üzere Ergenekon'un beyni tarafından değerlendirilmiş oldu.
Hamdullah Öztürk
On ikinci dalgaya gösterilen reaksiyonların ilki İlhan Selçuk ve eski Rektör Alemdaroğlu alındığında kopmuştu. İkinci benzer reaksiyon Kemal Gürüz dalgasında çıktı ortaya. On ikinci dalganın ardından kopartılan gürültü hepsini bastırdı. Son dalganın kilit isminin, devlet üniversitelerinde rektörlük yapanların değil, özel bir üniversitenin kurucu rektörü Mehmet Haberal olduğu anlaşıldı.
Tutuklu yargılanan beş tane daha rektör olmasına rağmen "hastane formülü" sadece Haberal'a uygulandı. Tıpkı Veli Küçük içeride olmasına rağmen, firari sanık Levent Ersöz'ün ülkeye kaçak giriş yapmasının ardından, yakalanınca hapishaneye hiç uğramadan GATA Hastanesi'ne getirilişi gibi...
Anlaşılan o ki, Ergenekon sanıklarından bazıları özel öneme sahip. Özellikle on ikinci dalganın dış dünyadaki algıyı da değiştirdiğini ısrarla dile getirenlere bakılırsa, davanın ulaştığı nokta daha da bir önemli hale gelmiş.
Hâlbuki birinci iddianameden sonra kıyameti koparanlar, ikinci iddianamenin ardından davayı kabul eder hale gelmişti. Davanın en başında "Ben bu davanın avukatı olurum." diyen Sayın Baykal bile ikinci iddianamenin ardından "Bu dava boş değilmiş." manasına gelecek cümleler sarf etmişti.
Ne oldu da on ikinci dalgayla birlikte bütün köprüleri atacak havalar esmeye başladı?
Malum on ikinci dalga "darbe" üzerine kurulmuş gibiydi. Yani Ergenekon, bir kısım emekli askerlerin görevdeyken ve emekli olduktan sonra sürdürdüğü "Hükümeti yasal olmayan yollarla değiştirme" hevesiyle sınırlı bir örgüt olacaktı. Bu durumda arkadan gelecek üçüncü iddianame de bu kişilere ait silah ve mühimmatı ihtiva edecekti. Böylece mahkeme bir kısım askerlerin merkezde yer aldığı bir darbe davası olarak görülüp, bitecekti.İkinci iddianameden sonra mahkeme lehine esen olumlu hava gösterdi ki, bu nokta birçokları açısından hazmedilebilirdi.Ama on ikinci dalga kafaları karıştırdı. İddia makamının elinde çok daha fazlasının olduğunu, yani mahkeme sürecinin daha da ileri noktalara ulaşabilecek malzemeyi elde ettiğini gösterdi. On üçüncü dalga ister istemez akıllara geldi. On ikiye bakıp, on üçü hesap edenler kamuoyu oluşturma kanallarını var gücüyle kullandı. Demirel bile kendisini ortaya koyup, Haberal'ı uğurlamak için havaalanına kadar gitti. Belki de artık yeni dalga olmayacak. Ama bir telaştır ortalığı kapladı...
Ecevit'e, Haberal'ın hastanesinde "iş göremez raporu" vererek siyasi hayatını bitirme hesapları yapanların, aynı zamanda siyasi partileri nasıl yıprattığını gören Sayın Devlet Bahçeli sonraki yıllarda çok temkinli davranmıştı. Ülkücü gençliği sokak olaylarına karıştırmadığı için birçok kesimin takdirini toplamıştı. O bile on ikinci dalganın ardından temkinli duruşunu bozdu.
13 sayısı çağdaş toplumların bir hurafesidir aynı zamanda. Mesela Avrupa ülkelerinin uçaklarına bindiğinizde 13 numaralı sıranın olmadığını görürsünüz. Aynı şey otellerde de çıkar karşınıza; on üçüncü katı bulamazsınız.
Bu modern hurafenin etkisinden midir nedir, dış dünyanın davaya bakışının bir anda değiştiği yazılıp çizilmeye başlandı. Hâlbuki Batılı ülkeleri temkinli biliriz. Koskoca bir dava hakkındaki kanaatleri içeriye alınan birkaç kişi ile hemencecik değişmez. AB ülkelerinde yaşanan ve cumhurbaşkanını tutuklamaya kadar varan emsal davalar varken AB ülkelerinin kanaatini 13 hurafesi değiştirmeye yeter mi? h.ozturk@zaman.com.tr
Yorumlar Sabotajcılık ve kışkırtıcılık yapıyorlar ! Uzun süredir odatv'yi, Soner Yalçın'ı takip ediyorum..bütün işleri; devlet ve millet adına olumlu her iş ve icraata bir kulp takarak, pislik atarak karalamak..Çalışan, üreten, hizmet eden, yurtsever insanlara iftirayla aşağılamak..tehdit, şantaj, muhbirlik..Böyle yayıncılık, gazetecilik, yazarlık olur mu ? Ne Basın Konseyi, ne TGC veya ÇGD hiçbiri adamı ne kınıyor; ne durduruyor!..1980 öncesi de, hatta sonrası da Doğu Perinçek, kendi yayın organlarında birtakım insanları yalan-yanlış iftiralarla hedef gösterirdi; bir süre sonra da o kişiler öldürülür, ölü bulunurdu..Aynı alışkanlık, aynı yöntem ve taktik!..Soner Yalçın ve ekibi..Resmen devlete, Emniyete, askere meydan okuyor! Arkalarında Mümtaz Soysal ve partisi, bazı asker, MİT'çi var!..Dil ve Din üzerinden vurdular asıl ! Kürtçe yayın yapan yayın organlarının ve yayınlanan Kürtçe güncel kitapların büyük çoğunluğu; ateist, Maksist, Zerdüşt, putperest ve Hıristiyani çizgide...Halbuki Kürt vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu Müslüman ve Şafii mezhebinden..Kürtlerden son 20-30 yıl içinde yetişen gençlerin büyük çoğunluğu sözkonusu İslam ve din karşıtı yayınların etkisinde kalmış durumda..Devlet'in, Diyanet'in de bu konuda çok büyük gafleti ve ihmali olduğu kadar dini cemaatlerin ve yayınevlerinin de büyük ihmali var...Şu anda Türkiye’de Kürtçe olarak yayımlanan günlük, haftalık, aylık, üç aylık bazı dergi ve gazetelerin isimlerini buraya kaydetmek istiyorum: Avesta, Azadiya Welat, Banga Heq, Bawerî, Bîr, Çira, Dema Nû, Deng, Esmer, Jiyan, Mizgîn, Munzur, Nûbihar, Roja Kurd, Serbestî, Tîgrîs, Tîrêjên Tamara, Tîroj, Vesta, Zend vs. Bu yayınların bir kısmı sadece Kürtçe, bir kısmı da Kürtçe-Türkçe olarak neşrediliyor.
Kürt dili ve Kürtler konusunda kitap basım-dağıtım işi yapan Kürtlere ait yayınevleri de bir haylidir. Bunlardan; Alan, Aram, Arya, Avesta, Berfin, Beybûn, Çetin, Deng, Dilan, Doz, Fırat, Hêvî, Komal, Koral, Lîs, Melsa, Mem, Müjde, Nûbihar, Nûjen, Öz-Ge, Pelêsor, Pêrî, Sîpan, Tevn, Vate, Welat vs. gibi onlarca isim sayılabilir. (odatv)alo-ergenekon hattı kurulsun ! Resmi veya sivil çok sayıda insan Ergenekon Silahlı Terör Örgütü(ESTÖ) kapsamında değerlendirebilecek olan çok önemli, bilgi ve belgelere, birtakım ilgili olaylara şahit..Ancak korkusundan, can veya mal güvenliği endişesinden ya da bürokratik işlerin uzama ihtimalinden dolayı bunları ilgililere ulaştıramıyor..Veya bazıları kime, nasıl ulaşılacağını bilmiyor..Bence ESTÖ Savcılığına bağlı olarak acele bir "alo-ergenekon" telefon hattı, e-mail veya adres hattı kurulması, verilmesi lazım.Önemli bu.alo-ergenekon hattı kurulsun ! Resmi veya sivil çok sayıda insan Ergenekon Silahlı Terör Örgütü(ESTÖ) kapsamında değerlendirebilecek olan çok önemli, bilgi ve belgelere, birtakım ilgili olaylara şahit..Ancak korkusundan, can veya mal güvenliği endişesinden ya da bürokratik işlerin uzama ihtimalinden dolayı bunları ilgililere ulaştıramıyor..Veya bazıları kime, nasıl ulaşılacağını bilmiyor..Bence ESTÖ Savcılığına bağlı olarak acele bir "alo-ergenekon" telefon hattı, e-mail veya adres hattı kurulması, verilmesi lazım.Önemli bu.Bu ödüller kimlere, niçin verilir? Herkes Çevik Bir Paşa'nın 28 Şubat günlerinde elinde lions bayrağı salladığını hatırlar da bunu nasıl hatırlamaz?..Daha Dün Gibi: Kavaklıdere Lions Kulübünün 2005-2006 dönemi ''Güçlü, Onurlu ve Aydınlık Türkiye İçin Gerçeği Yansıtanlar Onur Ödülleri'', ATO Toplantı Salonu'nda düzenlenen törenle sahiplerine verildi. Törenin açılış konuşmasını yapan ATO Başkanı Aygün, kendi söylemlerinin ''sağıyla, soluyla'' aynı olduğunu belirtti. KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın törene katılamaması nedeniyle ödülünü KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç, eski Bakan Kamran İnan'dan aldı. Ödülünü eski bakanlardan Selahattin Babüroğlu'ndan alan Malatya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Cumhuriyet'in 83. yılını doldurduğunu, ancak ''başta laiklik olmak üzere temel değerlerin tehlike altında olduğunu'' savundu. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay ise ödülünü eski Milletvekili Uluç Gürkan'dan aldı. Bernay, ''Yetiştirdiğimiz öğrenciler dağda çobanın yaktığı ateşi şafağa çevireceklerdir'' diye konuştu.
Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç'tan ödülünü alan emekli Orgeneral Hurşit Tolon ise ''Ulu Önder Atatürk'ün üniformalı resminin TBMM'den indirilmeye, resmi dairelerden kaldırılmaya çalışıldığını'' ileri sürdü..Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'ndan ödülünü alan Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Cumhuriyet'in dün olduğu gibi bugün de korunacağını kaydetti. Eski Bakanlardan Şerif Ercan'dan ödülünü alan Sinan Aygün ise AK Parti'nin bu çoğunlukla Cumhurbaşkanı'nı seçemeyeceğini savundu. Aygün, seçimlerden sonra CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın Başbakan, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin de Başbakan Yardımcısı olacağını iddia etti.Eski Milletvekili Kemal Palaoğlu'ndan ödülünü alan Gazeteci Yazar Tuncay Özkan ise, ''Mustafa Kemal'i sevmek için Kamran İnan olmak gerek, Mustafa Kemal'i sevmek için Sabih Kanadoğlu, Hurşit Tolon, Tuncer Kılınç, Vural Savaş olmak gerek'' dedi. CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç'tan ödülünü alan Gazeteci Kurtul Altuğ ise Cumhuriyet'in ilk çocuklarından olduğunu söyledi. Altuğ, ''Hayatımın hiç bir döneminde bu kadar sıkıntılı ve üzüntülü günler geçirmedim'' dedi. Törenin ardından ödül alanlar 10. Yıl Marşı'nı seslendirdiler. AA: 14 Mayıs 2006.
Benim kanım dondu; sizin de donsun ! BÜYÜK KULÜP BULUŞMALARINDA YER ALAN AYDIN DOĞAN DA İŞİN İÇİNDE: Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nün(ESTÖ), 3. İddianamesini okudum; dehşete kapıldım. Tüylerim ürperdi. Ortaya konan bilgi ve belgeler o kadar sağlam ve birbirleriyle destekli idi ki sözkonusu örgüt ve eylemleri hakkında hiçbir şeüphem kalmadı. Daha önceleri Prof. Dr. Yalçın Küçük’ü küçümser, hafife alır; deli-meli gibi görürdüm..Yanılmışım..Çok yanılmışım..Ömrümde bu kadar şeytan gibi bir insan tanımadım..Örgütün en üst yöneticileri olarak Doğu Perinçek de, Sabih Kanadoğlu da, Kemal Gürüz de, İlhan Selçuk da hemen hemen aynı..Ama Yalçın Küçük’ün aktivitesi bir başka…İşte 3. İddianame delilleri içinde yer alan Yalçın Küçük’ün tuttuğu, belgeli özel notlardan bir kısmı; benim kanım dondu vallahi, sizin de donsun: “Sevk başladı. Dev-Sol’cular Sağmalcılar’a gidiyor. Dursun Karataş, Bedri Yağan, Hüseyin Solgun, Celalettin Abdullah, Dursun, Bedri ve diğerlerine güle güle dedim. Dev-Sol’un yöneticileri mahçuplar. Dursun elini uzattı, ‘olmaz’ dedim, sarılarak yolcu ettim. Hoşlarına gittiğini sanıyorum…Üçüncü haftanın başı. Dün Dursun Karataş, DS(Dev-Sol) lideri, kırmızı karanfil göndermiş, çok hoş…Dün Sultanahmet’ten Ahmet Zengin geldi, DS’den. Bir kolu, sağ elinin üç parmağı, bir gözü yok. Eylemde bomba patla…Akşam DS, tutuklu ailesi iki hanım geldi. Dursun Karataş’tan selam getirdiler…ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı gelmiş. Bu akşam buluşacağız…ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı ile üç Türk-üç Amerikalı masa yemeği yedik…Apo’yla(Abdullah Öcalan’la) buluştum. Güzelleşmiş buldum. Filozofça bir hal gelmişti…İbrahim Tezen öldü. D.Y.(Dev-Yol) avukatı iyi bir arkadaştı. Cenazesinde Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden ile ayaküstü görüştük. ‘tv’yi izledim, arada bir abine gel’ dedi…KanalD’den T.Ö (Tuncay Özkan) ve U.D.’nin(Uğur Dündar) MİT mensubu, MİT partisi olduğu artık kesindir…Yönetenler, PKK tahribatından korkuyorlardı. Sonra korkmamayı öğrendiler…Militarist, polisiye değerlerin yerleşmesinde PKK liderliğinin rolü büyüktür…8 Ağustos 2001. (TSK’da) yeni komite kademesi, 1960 Harbiye öğrencilerinden oluştu. Bir dönem olabilir mi? Ankara Ticaret Odası, Tekelistan’dan 50 adet satın almış, ilginç…Doğu Perinçek’le birlikte solu ve Türkiye’yi yeniden şekillendiriyoruz…Dün Doğu aradı. Gelecek hafta buluşacağız. Gelecek hafta Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün ile buluşacağız. Birleşik Doğu Devleti’ni görüşeceğiz…(Büyük Kulüp üyesi) Aydın(Doğan), Yiğit(Bulut), Sinan Aygün çiftlikte yemek yedik. İyi bir akşam oldu. Yeni bir döneme giriyorum. Üst yapıda mesafe aldık. Alt yapıya inmeliyim…27 Mayıs’ı yaptım. (ordu+aydınlar+öğrenciler elele). Kürtleri kalkıştırdım…Doğu Bey şunları söyledi:..Apo’nun İmralı’da kimin elinde olduğu belli değil ve sanıyorum Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın (ÖKK) elinde…İmralI’da Genelkurmay değil, ÖKK etkili…ÖKK’nin mali kaynakları Türk Ordusu’ndan değil, ABD’den karşılanıyor. ÖKK komutanlarını Genelkurmay değil, kendileri(ABD) saptıyorlar…” Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün notlarına göre; işin içinde (Kıbrıs kökenli)Prof. Dr. Vamık Volkan’ın da olduğu anlaşılıyor. Belgelerde ayrıca Doğan Yurdakul, Soner Yalçın, odatv’den Barış P. veya T, Fikret Bila, Selda ve Sebahattin Önkibar, Yeniçağ’dan Fatih, Doğu Perinçek’in oğlu Mehmet ve Mehmet’in Moskova’da aynı evi paylaştığı arkadaşı Aydın K.’ya sık sık atıfta bulunuluyor..Askeri kesimden de Aytaç Yalman, Bekir Kalyoncu, Çevik Bir, Çetin Doğan, Fevzi Türkeri, Doğu Silahçıoğlu başta olmak üzere İsmail Hakkı Karadayı, Hüseyin Kıvrıkoğlu, İbrahim Fırtına, Oktar Ataman, Tümg. Pekin, Tuğg. Özçer, Tuğg. Gürdere, Alb. Kutlu, Alb. Mehmet Özdemir, Fahri Kepek gibi komutanlar da aktif olarak işin içinde görünüyor; faaliyetlerinden insanı şok eden kesitler, bilgi ve belgeler sunuluyor..Bilhassa İbrahin Şahin ve ekibinin komutanlarla temasları, yaptığı işler, konuşmaları gerçekten insanın kanını donduruyor..
Buraya köpek ve başörtülü giremez ! Türkiye'de Müslüman Olmak!...Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde Terör Estiriliyor: KTÜ Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Çevik'in eşi Sunay Çevik, başörtülü olduğu gerekçesiyle lojmanlarda sürekli kendilerine güçlük çıkarıldığını, markete ekmek almaya gitmelerinin bile sorun olarak karşılarına getirildiğini söyledi. Eşinin görevi nedeniyle 10 yıldır KTÜ yerleşkesindeki lojmanlarda ikamet ettiklerini belirten Çevik, yaşadığı son olayın bardağı taşırdığını savundu. Yaklaşık 1,5 yıl önce KTÜ Sahil Sosyal Tesisleri'nde akıl almaz bir olay yaşadıklarına değinen Çevik, eşi ve bir arkadaşları ile yemeğe gittikleri sosyal tesislerde garsonların başörtülü olarak içeri giremeyeceği uyarısında bulunduklarını hatırlattı. Çevik, eşinin üniversitede görevli olduğunu belirtmesi üzerine garsonun "O zaman sizi saksının arkasına alayım" dediğini iddia etti. Çevik, 1,5 ay önce de kendisine misafir olarak gelen yeğenlerinin başörtülü oldukları gerekçesiyle üniversitenin giriş kapısından içeri alınmadığını, kendisinin gidip arabayla yeğenlerini kapıdan aldığına dikkat çekti.Tüm yaşadıklarına rağmen bugüne kadar sesiz kaldığını ifade eden Çevik, son yaşadığı olayın ise sabrını taşırdığını belirterek şöyle konuştu: "Geçtiğimiz günlerde ev kıyafetimle ve başımda da biz ona 'yazma' deriz, başörtülü bir şekilde sosyal tesislerde bulunan markete ekmek almaya gidiyordum. Yanıma gelen özel güvenlikçi 'nereye gidiyorsun?' diye sordu. Markete gittiğimi söyleyince de, "bu şekilde gidemezsiniz. Yasak bayan yasak, bilmiyor musunuz?" dedi. 'Ben 10 yıldır burada lojmanda oturuyorum, eşim de akademisyen' dedim...(Bakınız: gazeteler) Çok Tehlikeli Gelişmeler ! Bugün Hollan'da da bir işadamımızı daha öldürdüler..Böylece Avrupa'da bir haftada 4 işadamımız öldürüldü!..Başbakan acele Hollanda'ya gitmeli !..Sayın Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız ve Dışişleri Bakanımız hemen bu akşam, bu gece acele Hollan'ya gitmeli, sonra da Belçika'ya !..Bu devlet ciddiyetidir..Büyük, onurlu devlet, millet olmanın gereğidir..Zaman; 200 bin okur kaybetti ! Ekrem Bey dimdik ayakta; tasfiye edilecek gazeteleri ve gazetecileri tartışıyor: Yaz dönemi kabusu bitiyor..Ekrem Bey, Zaman'ın yaz döneminde 200 bin okur kaybını izah etmeli.Zaman bağımlılık yapsa, yaz tatilinde de öğrencisi-öğretmeni yine okurdu..her yerde bayi var..var ama, çoğunda Zaman bulunmuyor! 3-5 bin tirajlı gazeteler var bayide, Zaman yok!..Ekrem Bey, bence yeni dönemde bayi satışını da artırmalı.Sokaktaki vatandaş, "bugün Zaman ne yazmış" diye merak etmeli.Zaman; farklı çevrelerden yeni yazarlar da kazanmalı.Zaman; hafta içi pek aile, çocuk, genç gazetesi değil! Zaman son derece bilgili, kültürlü, aydın bir kesime hitap ediyor; ama eğitim, üniversite, gençlik, çevre, kadın, bilim haberleri çok az!..Ekrem Bey, yerli-yabancı ilginç haber yorumcuları olacağını söylemişti; ama pek göremedik..Kendi muhabir ve yazarları da silik...Örneğin Zaman'ın Başbakan, Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı, Diplomasi, Diyanet, Eğitim, Sağlık, Güvenlik muhabirleri kim; bilen, tanıyan var mı?..Haber kaynakları tanıyorlar mı?...M. Nedim Hazar, Bülent Korucu, Mehmet Kamış, Hamidullah Öztürk, Mehmet Yılmaz, Abdülhamit Bilici, Kadir Dikbaş..Bence bu yazarlar hiç tutmadı, 100 yıl geçse de tutmaz..Derinlik, karizma, sosyalite, istikrarlı yazma yok..Keşke bu kişiler; sadece haber, özel haber yazsalar!..Zaman'ın, Mustafa Ünal'dan başka çok güncel yazan yazarı da yok aslında..Münzevi yazarları var Zaman'ın; kendi dünyasında derya; Ali Çolak, Ahmet Selim, Ali Ünal, Hekimoğlu İsmail...Peki neden bu yazarlar; aydın, kültür, sanat platformlarında yer almazlar?..Ahmet Selim'i, Ali Ünal'ı, Fikret Ertan'ı canlı gören, okurlarıyla gören, Kitap Fuarlarında gören kaç kişi var?..Zaman, hala çok dar dairede ve kesinlikle Fethullah Gülen Hocaefendi'nin derin, geniş ufkunu yakalayamadı, yarısını bile yakalayamadı..Tarih Vakfı rezaleti yaşanıyor ! Rockefeller Vakfı’ndan yardım
alan Sorosçu Tarih Vakfı:
TÜRKSOLU gazetesinde 21 Ağustos 2006 tarihinde (sayı 114) Türkiye’deki sözde Marksistlerin içler acısı durumları başlıklı bir makalem yayınlanmıştı. Makalede sözde Marksistleri eleştirmiştim. Eleştirimin içinde “Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı” da bulunuyordu. Vakıf küresel emperyalizmin beyni olan Rockefeller’den parasal bir destek almıştı. Ayrıca iddialara göre “Tarih Vakfı” merkezi New York’ta bulunan “Açık Toplum Enstitüsü”nden yardım almaktadır. Bilindiği gibi “Açık Toplum Enstitüsü”nün (OSI) bir numaralı adamı dolar milyarderi George Soros’tur…
“Toplumsal Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı” uzun yıllardan beri ayda bir Tarih dergisi ile üç ayda bir İstanbul dergisi çıkartmaktadır. Vakıf çeşitli konularla ilgili kitaplar da üretmektedir. Ayrıca söyleşiler, paneller, geziler vakfın faaliyetleri içerisinde bulunmaktadır. Vakıf genellikle Marksist düşünceye sahip insanlar tarafından kurulmuş, desteklenmiş ve günümüze kadar da etkinliklerini sürdürerek gelmiştir.
Yazımızın içerisinde vakfın genellikle Marksist görüşlü düşünürler tarafından kurulduğunu belirtmiştik. Hemen akla gelenler ise tarihçi Mete Tunçay, gazeteci Murat Belge… Tarih Vakfı’nın üç ayda bir çıkardığı İstanbul isimli dergi bir ara 55 sayı kadar çıkmış sonra ilgi görmediğinden faaliyetlerini askıya almıştı. Dergi bu yılın (2006) Temmuz ayında 56. sayı olarak tekrar okuyucularına kavuşmuştur. Derginin 56. sayısı daha çok “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti” konusuna ayrılmıştır. Derginin 98. sayfasında “Tarih Vakfı”nın, Rockefeller Vakfı’ndan kaynak sağladığı yazmaktadır. Açıkçası çok şaşırdım. Rockefeller, Amerikan emperyalizminin ve yeni dünya düzeninin küresel seçkinler listesinin en ön sırasında bulunan bir ailedir. 1921’de ABD’de kurulan The Council On Foreign Relations-CFR’nin (Amerikan Dış İlişkiler Komisyonu) onursal başkanı ve kurucusu Rockefeller ailesidir.
CFR dünyayı daha iyi sömürmek için ekonomileri kontrol altına alan emperyalist bir oluşumdur. Çok uluslu şirketlerle CFR, dünya ekonomisinin %50’sine sahiptir. Rockefeller, ABD ayağını temsil ederken, Avrupa ayağı Rothschild ailesidir. “Yeni Dünya Düzeninin Sezar’ı” Rockefeller ABD’nin gizli iktidarıdır.
1973 yılında Rockefeller tarafından The Trilateral Comission (Trilateral Komisyon) ABD-Avrupa-Japonya’yı da içine alabilecek şekilde oluşturulmuştur. Amaç üç kıtanın finans ve devlet liderlerini bir araya getirerek sömürüyü genişleterek sürdürmektir.
1969’da kurulan “Pinay Cercle” (Güç Çemberi) “Süper NATO” ve Gladio örgütlenmesinin beyin takımı olarak ortaya çıkmıştır. Pinay Cercle istihbaratçılar, NATO yetkilileri ve ordu mensuplarından oluşmaktadır. Rockefeller, kurucu üye olarak yine ön plandadır.
Yukarda saydığımız bütün bu örgütler Masonik özellikleriyle dünyayı istedikleri gibi sömürüp yok etmektedirler. Yeryüzündeki savaşların, gelir adaletsizliklerinin, terörün, işkencenin ve daha birçok kötülüğün baş sorumluları olarak bunları gösterebiliriz. Ülkelerin iç işlerine karışan darbeler yapan, işbirlikçileriyle düzene hakim olan, kendisine karşı çıkanları ezen, insanlık düşmanları için her yol mübahtır. Onların tanrıları sadece ama sadece paradır.
İnsan kan içerek yaşamını sürdüren küresel emperyalizmin yukarıda saydığımız örgütlerin bir numaralı üyesi Rockefeller ailesidir. Bu aile ilk zenginliğini Amerika’da hırsızlık, eşkıyalık ve sahte ilaç satarak elde etmişti. Günümüzdeki en önemli temsilcisi David Rockefeller’dir. David Rockefeller 1999’da Türkiye’yi ziyaret etmiş ve dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve başbakanı Bülent Ecevit’le de görüşmüştür.
CFR örgütü ülkemizde çeşitli faaliyetler içerisinde bulunmuştur. Örgütün en önemli üyelerinden birisi olan G. Soros’dur. Soros üstten gelen emirlerle çeşitli ülkelerde “Ukrayna, Gürcistan gibi” Amerikancı hükümetleri iktidara getirebilmek için sivil toplum örgütlerini kullanmıştır. Aynı ülkemizde yaptığı gibi...
9 Ekim 2006 tarihi Vatan gazetesinde, “Toplumsal Saydamlık Harekatı Derneği” başkanı Erciş Kurtuluş daha önce kendisinin de üye olduğu TESEV (Türkiye ve Ekonomik Sosyal Etütler Vakfı) hakkında çok ağır ithamlarda bulunmuştur. TESEV’in Soros’un parasıyla desteklenen, emir alan ve Amerikancı işbirlikçisi olduğu Erciş Kurtuluş tarafından iddia edilmiştir. Erciş Kurtuluş bu bağlantıyı Soros, Dünya Bankası, AB ve CIA’nın güdümündeki National Endowment for Democracy’den oluştuğunu ve bunlarında çeşitli ülkelerdeki sivil örgütlerle işbirliği yaptığını söylemiştir. Örgütün Türkiye ayağındaki sivil toplum kuruluşları “Helsinki Yurttaşlar Derneği”, TESEV, TEPAV vb. gibilerinden oluşmaktadır. Rockefeller’den maddi yardım alan Tarih Vakfı da Soros tarafından desteklenen başka bir kuruluştur.
Emperyalizmin dünya üzerindeki bir numaralı ismi David Rockefeller ve onun vakfından yardım almak bir yerde onunla ortak olmak demektir. Araştırmacı yazar Talat Turhan uzun yıllardan beri bu konular üzerinde makaleler, konferanslar ve kitaplar yazmaktadır. İleri Yayınları’ndan çıkan Talat Turhan’a ait “Küresel Çete”, “Mont Pelerin”, “Bohemian Club” kitapları küresel güçler hakkında yazılmış en kapsamlı, en nitelikli kitaplardır.
“Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı”nın Rockefeller’den yardım alması ve bunu övünerek söz etmesi gerçekten utanç vericidir. Vakfın Marksist yazarları bu utanç hakkında acaba ne düşünüyorlar? Gerçekten merak ediyorum. Bir de acaba vakıf Rockefeller’den ne kadar yardım almıştır? Bunları da dergilerinde yayınlamaları boyunlarının borcudur. Ayrıca vakıf yazımızın içerisinde belirttiğimiz gibi CIA ajanı Soros tarafından da desteklendiği çeşitli kişiler ve kuruluşlar tarafından iddia edilmiştir. Sınıfsız, sömürüsüz, eşit, barış içinde birlikte bir dünya düşleyen vakfın bazı yazarları acaba bizleri yıllardan beri kandırmışlar mıdır? Veya onlar faka mı basmıştır?
Sözde bazı “Sivil Toplum Kuruluşları” CIA tarafından desteklenmiş ve korunmuştur. Bu ilişkiyi TÜRKSOLU gazetesi ve İleri dergisi yazarı Talat Turhan belki on yıldan beri söylemekte, yazmaktadır…
Atatürkçü düşünceyi küçümseyen yurt sevgisini ırkçı bir milliyetçilikle özdeşleştiren kendilerini ilerici sayanlara son söz olarak şunu söylüyoruz: “Evet biz ulusalız; bundan da onur duyarız. Ama siz küreselsiniz. Bu utanç da size yeter de artar bile.” Nedret Ebcim: http://www.turksolu.org/118/ebcim118.htm
Çözümün manevi yanı unutulmamalı ! Güneydoğu ve terör meselesi, 150-200 yıldır, bilhassa da 25 yıldır içine düşürüldüğümüz büyük bir fitnedir..Bunda dış güçlerin ve münafıkların rolü ve etkisiyle beraber hepimizin, devlet ve hükümetlerimizin de hataları, ihmalleri, gaflet ve hatta hiyanetleri olmuştur, olabilir..Hiçbirimiz masum değiliz..Çuvaldızı başkalarına batırmadan ve faturayı birilerine kesmeden önce iğneyi kendimize batıralım, kendi sorumluluklarımızı da düşünelim..Artık bugün dönülmez ufkun akşamındayız..Can kayıpları bir tarafa; son 25 yılda terörle mücadeleye ve maddi kayıplara 450 milyar dolarımız gitti..Bu paralar yatırıma ve ülke kalkınmasına harcansaydı; şimdi çoktan milli geliri 40-50 bin dolar olan Norveç, İsviçre gibi bir ülkeydik..Türk-Kürt, bu refahtan hepimiz payımızı alacaktık..Şimdi her kesim iyi niyetini ortaya koymalı, ilk defa bu kadar güçlü devlet iradesinin arkasında durmalı; bu fitnenin defi için herkes nefsine veya kişisel, parti çıkarlarına rağmen bir adım atmalı, feragatta bulunmalı..Hükümet; sorunun çözümü yolunda dayatmadan, herkesi dinleyerek ve çözümün içine katarak her türlü maddi enstrümanları kullanmalı, işin gereklerini yerine getirmeli..Ancak her şey, Allah dilerse olur!..Allah’ın dediği olur!..Bu nedenle ilahi iradeyi de harekete geçirecek manevi mekanizmaları da devreye sokmamız gerekir..Bir defa Allah’ın bize ve ülkemize vermiş olduğu nimetlerin kadrini, kıymetini bilebildik, bunları doğru olarak kullanıp değerlendirebildik mi?.Yoksa kanaatsizlik ve nankörlükle, inat ve inkarcılıkla, şükürsüzlükle bütün bu nimetleri, güzellikleri bize veren Allah’a isyan mı ettik?..Cehalet ve sefalet karanlığında kalıp Allah’ın aydınlatıcı nurundan, vahyinden uzak mı düştük?..İslam ahlak ve terbiyesini, insanlığı ve medeniyeti önemsemeyerek kendimizden, köklerimizden ve özümüzden mi uzaklaştık, anlaşılması zor, tuhaf insanlar haline mi geldik?..Sevgi, hoşgörü, barış, merhamet, cömertlik, fedakarlık, çalışma, himmet ve gayret dininin mensupları olarak bugün neredeyiz, nerede duruyoruz?..Hepimiz, her birerimiz bu muhasebeyi mutlaka yapmalı; artık bir silkinip toparlanmalıyız..Ömür kısa..Dedikoduya, gıybete, husumete, boş işlere, anlamsız atışma ve kavgalara vaktimiz olmamalı..Yazık oluyor hepimize..İşte bu muhasebenin tam zamanı; çok mübarek ve kutlu bir zaman dilimindeyiz..4-5 gün sonra Ramazan ayına giriyoruz..İşte fırsat, bu fırsat deyip; hepimiz, her birerimiz; Cumhurbaşkanından, Başbakanına, Genelkurmay Başkanından, parti liderlerimize ve vatandaşlarımıza 40 gece kalkalım; gözyaşları içinde bu fitne ve fesadın sona ermesi için Allah’a yalvaralım, yakaralım; samimiyetle gözyaşı dökelim..İşin bu yönünü, çözümün ilahi ve manevi boyutunu asla ve asla ihmal etmeyelim..Yoksa yine kan, gözyaşı, haset, kin ve nefret cehenneminde yaşamaya veya anlamsızca ölmeye devam ederiz…Topyekün, milletçe tövbe edelim..Hatta ismen birbirlerimize, hiç sevmediğimiz Müslümanlara, insanlara bile dua edelim..Hidayet, af ve afiyet dileyelim..Asırlık günahlarımız, hatalarımız, zulümlerimiz, ihmallerimiz ve gafletlerimiz için...Allah; Kur’an’ında, ferdi olduğu kadar; topyekün kopmaz ipine sarılmamızı ve topyekün olarak da dua ve tövbe etmemizi istiyor..Ve O’nu çok anın buyuruyor!...Şimdiden Ramazan ayınız; gecesiyle gündüzüyle mübarek oldun; Allah ibadet, dua ve tövbelerinizi kabul buyursun!..dünyayı zehirleyen sigara firmaları BAT:
* British American Tobacco, bir İngiliz şirketi olan Imperial Tobacco
Company ile bir Amerikan şirketi olan The American Tobacco Company'nin
girişimi olarak 1902'de kuruldu. Türkiye pazarına Ekim 2002'de girdi.
*Dünyanın ikinci büyük tütün şirketi olan BAT, Türkiye`de Tire`de üretim
yapıyor. 2002`den beri Türkiye pazarında olan BAT, bugüne kadar 350 milyon
dolarlık yatırım yaptı.
* 180'i aşkın ülkede faaliyette. 52 fabrikasında yılda 689 milyar adet
sigara üretiyor.
* İstanbul'daki genel merkezi dışında Tire'de fabrikası olan BAT'ın,
İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya ve Bursa'da ise bölge satış ofisleri
bulunuyor. Tire'deki fabrikada Viceroy, Pall Mall ve Kent markasıyla sigara
üretiliyor.
* BAT Grubu, küresel pazar payı bakımından, hisseleri borsada işlem gören
dünyanın ikinci en büyük tütün şirketi konumunda.
IMPERIAL TOBACCO:
*Dünyanın dördüncü büyük uluslararası tütün şirketi olan Imperial Tobacco,
sigara, tütün ürünleri, sigara sarma kâğıtları ve filtre tüpleri
üretmektedir.
*Dünya çapında 32 fabrikası ve yaklaşık 14.500 çalışanı bulunan Imperial
Tobacco, 130'dan fazla ülkede faaliyet göstermektedir.
*Imperial Tobacco, İngiltere'deki tartışmasız piyasa liderliğinin yanı sıra,
diğer tütün ürünlerinde dünya lideridir ve bir çok sigara piyasasında önemli
konuma sahiptir.
*Imperial Tobacco'nun ürün portföyünde, Davidoff ve West sigaraları, Drum ve
Golden Virginia sarma sigara tütünleri, Rizla sigara sarma kâğıtları gibi
stratejik uluslararası markalar yer almaktadır.
PHILIP MORRIS SABANCI:
*Altria şirketler grubunun bir üyesi olan Philip Morris International (PMI),
Amerika Birleşik Devletleri dışında faaliyet gösteren, dünyanın önde gelen
sigara şirketi.
*Halen uluslararası sigara pazarının yüzde 14.5'ini elinde tutuyor.
*PMI bünyesinde 40 bin kişi çalışıyor ve şirket içerisinde 80 ayrı dil
konuşuluyor.
*1984 yılında bazı ürünlerin Tekel tarafından ithal edilerek ülke genelinde
pazarlanmasıyla Türk pazarına giren Philip Morris International Türkiye'de
Sabancı ortaklığında, iki ayrı firma olarak faaliyetlerini devam ettiriyor:
1-PHILSA:
Philsa, Philip Morris International ile Sabancı Holding arasında 1991
yılında imzalanan ortaklık anlaşması sonucu kuruldu. Şubat 1992'de İzmir
Torbalı'da temeli atılan Philsa sigara üretim tesisleri aynı yılın Aralık
ayında üretime başladı. Yüzde 75 Philip Morris International, yüzde 25
Sabancı Holding ortaklığı ile kurulan Philsa'nın sabit sermaye yatırımı 250
milyon doların üzerindedir. Philsa'da Marlboro başta olmak üzere Parliament,
Chesterfield, L&M, Lark, Muratti, Bond Street, Türkü markalı sigaralar
üretiyor.
2-PHILIP MORRIS SA:
1994 yılında, yine yüzde 75 Philip Morris International, yüzde 25 Sabancı
Holding ortaklığı ile Philip Morris SA kuruldu. Türkiye çapında Philsa'da
üretilen sigaraların dağıtım ve satış hizmetini veren Philip Morris SA,
satış örgütü ve merkez ofisteki toplam 850 çalışanı, Türkiye genelinde 110'u
aşkın distribütörü 850'nin üzerinde distribütör satış elemanı bulunuyor.
Türkiye çapında distribütörlerin yanısıra tam 5 bölgede de doğrudan dağıtım
yapan Philip Morris Sa satış örgütü 1100 araçlık bir filodan oluşuyor.
JAPON TOBACCO INTERNATIONAL:
*Japon Tobacco Inc'ın (JT), 1999 yılında RJ Reynolds'ı (RJRI) satın alması
sonucunda kurulan JT International (JTI), dünya genelinde 31 bin kişiye
istihdam sağlıyor.
*Camel, Winston, Salem, More, Monte Carlo, Mild Seven sigaraları üretiyor.
*Japonya'da en çok satılan 10 markanın dokuzuna sahip bulunuyor.
*En büyük tesis Rusya'da 1980'li yılların ortalarından bu yana Rusya'da
uluslararası markalar satan firma, 1992 yılında Uritsky Tütün Fabrikası'nın
çoğunluk hissesini satın aldı.
*Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Moldova ile Beyaz Rusya'ya satılan
sigaraların büyük bölümü JT International tarafından üretiliyor.
*Türkiye pazarına 1993 yılına İzmir Torbalı'da kurduğu üretim tesisi ile
girdi.
*JTI, Türkiye'nin en büyük ilk 50 özel şirketi arasında yer alıyor.
2009-2011 yılları arasında toplam 200 milyon dolarlık yatırım yapacağını
duyurdu.
EUROPEAN TOBACCO:
*1993 yılında Mersin'de sigara ticareti amacıyla kurulan şirket 1995 yılında
kendi markalarını taşeron firmalar yoluyla üretmeye başladı.
*2000 yılında Azerbaycan'da ve Tacikistan'da fabrika açarak üretime geçen
European Tobacco, 2001 yılında Ürdün'de yeni bir fabrika kurdu
* European Tobacco, 2004 yılında Mersin'de faaliyete geçti.
*Mersin'deki tesisi yerli sermaye ile Arbel Gıda'nın da sahibi olan Mahmut
Arslan kurdu
*Prestige, Winner, Vigor gibi sigara markalarını üretiyor.
*** İngiliz işi: Yatırım Ataşe..İngiliz Konsolosluğu’nda Yatırım Müdürü olarak çalışan Taclan Topal, İngiltere Büyükelçiliği, Ticaret Uzmanı Taçlan TOPAL..ve Betül Topal..
Kim bunlar ? Mason, Rotaryen... Peki nasıl Atatürkçü ve ulusalcı bunlar ?..Bana Göre: Atatürkçüler de Yargılanabilmeli ! ANAÇEV,Bakanlar Kurulu’nun 21.10.1997 tarih, 97/10120 sayılı Kararı ile "Kamu Yararına Kurulan Vakıf" olma hakkını kazanmış.ANAÇEV Kurucular Kurulu:Prof.Dr.Mehmet HABERAL, Prof.Dr.Necla ARAT, Birten GÖKYAY, Oktay POYRAZ, E.Aysel DURAL, Olcay GÖKER AKSOY,Prof.Dr.Türkan SAYLAN,Ferihan GÜRSOY, F.Mehpare ÇELİK, Gülseven YAŞER, Yüksel ERİMTAN,Hasan Ali ACAR..Bilim ve Danışma Kurulu Başkanı: Yekta Güngör ÖZDEN. Atatürkçüler de vergi versin! Atatürkçüler de askerlik yapsın! Atatürkçüler yargılansın!Bana Göre... ETÖ soruşturması çok tehlikeli bir viraja girdi. Dış bağlantılar ve bunların iç uzantıları..Özellikle İngiltere, ABD, İsrail, Almanya (NATO) ekseni..Türkiye, Atatürk'ün de belirttiği gibi şu an legal gibi görünen resmen, fiilen emperyalist bir işgal altında. Bu işgalin merkezi TSK, bürokrasi, medya, üniversiteler, yargı, STK'lar...Şu an Türk Ordusu yok sanki!..Türk'e ihanet Ordusu var; NATO (ABD, İngiltere...) istihbarat subaylarının hegemonyasında!..Bunlar psikolojik harpçi, ajan ve masonik!..CHP lideri Baykal, çok etkili bir Sömürü Ajanları Avukatı!..Hükümet, ETÖ konusunda büyük zaafiyet ve şaşkınlık içinde..Hala işin vehametini kavrayabilmiş değiller..ETÖ davası, en az Kurtuluş Savaşı kadar önemli!..Türklüğün son varolma-yokolma savaşı; varoluş mücadelesi!..TSK'nın içinde Emir-Komuta zinciri içinde hareket etmeye çalışan akıllara ziyan ihanet çeteleri, kıpkızıl Türk düşmanı hainler, 30 civarında aşırı sol, bölücü, İslam-Türk düşmanı masonik cunta var!..Hepsi de aynı değirmene su taşıyorlar!..Emperyalizm!..Çok derin bir ABD-İngiliz(NATO) örgütlenmesi, lobisi var!..En tehlikelisi de şu; bu örgütlenme içinde çok Ülkücü, Milliyetçi, Atatürkçü, hatta İslamcı görünen ajanlar, hainler, orgütlenmeler var!..Şu an MHP bile tamamen CHP çizgisinde ve emperyalizm safında yer alıyor; her ne kadar farklı görünmeye çalışsa da..Türkiye'nin her yerinde yerel yönetimlerde, bürokratik işlemlerde mafya ve çeteler ön planda!..Ülkücü-Milliyetçi-Kürtçü-Çerkes mafyalar birlikte, içiçe çalışıyor ve birbirlerini besliyorlar!...Bunların TSK'da, MİT'te, medyada, yargıda çok adamları var!..Hükümetin işi çok zor ama Hükümet de kendi gücünün farkında değil!..Yarın Genelkurmay Başkanı konuşacak; Hükümet yine ZAVALLI (!) konumuna düşecek!..TSK; inanılmaz derecede yön değiştirdi...Artık içlerindeki bütün çeteleri, mafyaları örtüyor, hatta aklıyorlar!..Görüntü bu!..Askeri Yargının son kararı da böyle okunmalı!..Ergenekonun Şeyhi Kim ? ETÖ'nün beyin takımından Tüma. Ali Deniz Kutluk ve tarikatçı çevresi: Uzun yıllardır ABD'de yaşayan İskender Evranosoğlu'nun Türkiye'deki en yakın adamı Av. Günvar Çulhaoğlu'dur. Çulhaoğlu, 1992 yılında Hafize Zümrüt Kutluk ile evlenmiştir. Bu evlilik Hafize Kutluk'un ikinci evliliğidir. Kutluk, 1990'lı yıllardan beri İskender Evrenosoğlu'nun mürididir. Evranoğlu'nun yönlendirmesi ile kurulan MİHR Havacılık Kulübü Derneği'ne üyedir. Düzenli olarak bu grubun sohbet toplantılarına katılmaktadır.Bu yönleri ile öne çıkan ailenin en ilginç ferdi Tüma. Ali Deniz Kutluk'tur. Kutluk, Hafize Zümrüt Çulhaoğlu'nun ağabeyi, Tarık Gürel'in ise dayısıdır. Deniz Kutluk Paşa'nın diğer yeğenleri Ahmet Fatih Kutluk ve Kemal Ufuk Kutluk da halaları Zümrüt Çulhaoğlu'nun çabalarıyla 2006 yılı içerisinde İskender Evrenesoğlu'na mürit olmuşlardı. Hatta Kutluk kardeşler mürit olmakla kalmayıp başka kişilerle de ilgilenmek için sohbet toplantıları organize etmektedirler. Tarık Gürel'in ABD'de ilginç bağlantıları ve akrabaları(Sarah Olson Gürel, Carl Andrew Olson, Bev. Johnson Olson) var...Bir de tGRT TV'den emekli Ertan Çakar var; eşi Hacer Nergiz Çakar(Evrenesoğlu)...NOT: İskender Evrenesoğlu...MİHR ne demek? M: Mehdi. İ: İmam veya İsa. H: Halife. R: Resul. Sağlıklı, müstakim ve muttaki bir insan kendine böyle sıfatlar verir mi, bu sıfatlar üzerine bir vakıf kurar mı?..Hem RESUL ne demek?..O zaman Kelime-i Şehadetteki; ABDÜHU ve RESULÜHÜ, bu adam için de geçerli demek !..Hüseyin Üzmez'i savunacağım aklıma gelmezdi! Pes doğrusu, pes!...Hüseyin Üzmez Davası, İslam'a kin ve nefret dolu belli kesimlerin psikolojik savaşına ve linç kampanyalarına hedef oldu. Bir defa bu ülkede HUKUK, Adalet, Mahkeme, Yargılama varsa; olay mahkemeye intikal etmişse, mahkeme de henüz kesin kararını vermemişse; birilerine ne oluyor; daha ta işin başından beri kafadan Hüseyin Üzmez adlı adamı mahkum ediyor ve adam hakkında demediklerini bırakmıyorlar?!..İğrenç bir şey bu!..Türk medyasının iğrençliği!..Hüseyin Üzmez'e iki fanatik Kemalist teröristin saldırısı ise, milyonların gözleri önünde, meydan okurcasına fiiili bir tecavüz!..Ancak bunda dahi daha mahkeme kararı yok ortada..Nedir bu iğrenç haber ve yorumlar?!..İslam'da insanların günah işleme özgürlüğü var da laik Cumhuriyette yok mu?..Diyelim adam sapık !..O zaman bu sapıklarının hepsini toplayalım; kurşuna dizelim!..Laikçi diktatorya bunu mu istiyor?..Bütün zina edenleri, alkol kullananları, hırsızlık yapanları, faiz yiyenleri, kumar oynayanları sallandıralım mı? Laikçi mollalar bunu mu istiyor?..Laikçi medya, insanları SAPIK yapmak için her türlü yayını yapıyorsa, birileri de sapık oluyorsa asıl kabahat kimin?...Laikçi medyanın web sitelerine bir bakın; bütün sapık ilişkiler meşru gösteriliyor, reklam ediliyor ve porno albümü gibi!..Bakın Hürriyet'in, Milliyet'in web sitelerine bir!..Tiksinirsiniz!..İslam olmasın da ne olursa olsun!..Her türlü sapıklık mübah!..İşte Kemalist diktatoryanın dayattığı bu; Çağdaş Yaşam dedikleri şey!...NOT: Deniz Feneri iddiaları ve davasında da Hüseyin Üzmez'e yapılan lincin aynısı yapılıyor!..Hedef ve maksat; bu dava kapsamındaki Deniz Feneri yöneticileri değil; hedef Türk milleti, İslam ve bütün müslümanlar, hizmetler !..Bu nedenle Deniz Feneri davası da Türkiye'de en kısa zamanda sonuşlanmalı!..YETER artık iğrenç yaratıkların; Hüseyin Üzmez, Deniz Feneri deyip inanan insanları ve hizmetlerini karalamaları, linç etmeleri!..Türkiye, Büyük Türkiye olur mu ? Türkiye, Osmanlı olmaz!..Ama Selçuklu’dan da, Osmanlı’dan da alacağı çok güzellikler olabilir..Çağın anlayışı içerisinde önümüzdeki 10 yıl içinde saygın bir Dünya Devleti olabilir..Bunun için Üniversitede Devrim yapması gerekir...Bir defa Türkiye; en az 300 üniversite daha açmalı. Devlet ve Vakıf üniversitelerinin yanı sıra kişisel-özel üniversiteler ve yabancı ortaklı Vakıf Üniversiteler de açılabilmeli..Bugün 150 kadar ülkede Türk koleji vardır. Buradan mezun olanlar; Türkiye’de üniversite açmalılar: Türk-İsveç, Türk-Arjantin, Türk-Kazakistan, Türk-Nepal Üniversitesi gibi..Türk üniversiteleri; dünyanın en zeki öğrenci ve akademisyenlerinin cazibe merkezi haline gelmeli..Bu çerçevede Farabi, İbni Sina gibi adlarla Uluslararası Öğrenci ve Öğretim Üyesi (akademisyen) Değişim Programları oluşturulmalı…Uluslar arası Türk Bursları konulmalı…Türkiye; Rusya F., Çin ve Hindistan için seferber olmalı..Bu ülkelere, Öncelikli Ülke statüsü verilmeli. Bu üç ülkeyle ilgili hemen her üniversitede en az bir araştırma bölümü açılmalı..Bu üç ülkeye atanacak bürokrat ve B.Elçiler; Yüksek Düzeyli Bürokrat olarak atanmalı..Her yıl Türkiye dahil bu 4 ülke arasında Kültür-Sanat Günleri, Fuarlar, Ekonomik-Siyasi konferanslar düzenlenmeli..Bu 4 ülke medyaları arasında sıkı işbirliği geliştirilmeli..Türkiye; en kısa zamanda bir Avrasya Futbol Turnuvası, Güreş Turnuvası, Judo-Karete Turnuvası gibi turnuvalar organize etmeli..Spor müsabakaları; Avrasya, Afrika ve Orta-Güney Amerika İlişkilerimizin gelişmesinde çok büyük rol oynayacaktır…Azerbaycan ve Orta Asya Türk Cumhuriyeti yetkilileri de Türkiye’de TV kurabilmeli..TRT, Samanyolu Haber gibi TV kanalları; ülkeler arası daha fazla Kültürlerarası Sevgi, Dostluk ve Barış Köprüleri kurmalı; bu yönde belgesel, dizi, açık oturum, tanıtım ve haber programları yapmalılar..Türkiye; Türkçe’nin-Osmanlıca’nın en güzel edebi, bilim ve sanat eserlerine diğer dillere; diğer bütün ülkelerden de en gözde eserleri Türkçe’ye tercüme ettirmeli..Türkiye; Uluslar arası Cengiz Aytmatov Kültür, Sanat ve Edebiyat Ödülleri, Mevlana Uluslar arası Barış Ödülleri, Uluğ Bey-Ali Kuşçu Bilim Ödülleri gibi ödüller oluşturmalı..TÜBİTAK ve TÜBA, YÖK ve MEB; ortaklaşa her yıl Fen ve Sosyal Bilimlerde 100 Yeni-Orijinal Teori ve Buluşa Ödül vermeli..Üniversitelerimiz; bilim-buluş yarışına girmeli..Üniversitelerimizde sosyal bilimlere ve alan araştırmalarına önem verilmeli..Hemen her gün bir üniversite; bir alanda yaptıkları araştırmayı veya hazırladıkları raporu, yaptıkları buluşu kamuoyu ile paylaşmalılar..Sanayi, Hükümet ve Devlet kurumlarını sürekli olarak enforme etmeliler…Dışişleri, TİKA; MİT, Diyanet, YÖK, TDK, TRT gibi kurumlar; dışa dönük olarak yeniden yapılandırılmalı…Türk Dil Kurumu da Kültür Bakanlığı ve MEB’le birlikte her yıl Türkçe’yi en güzel, en zengin olarak kullanan 100 Orijinal, Yeni esere; Hikayeye, Romana, şiire, tiyatro oyununa, dizi ve sinema senaryosuna Ödül vermeli…Türkiye; Afrika, Asya, Orta ve Latin Amerika, Balkanlar ve Avrasya atılımlarını hızla devam ettirmeli..Bu konuda işadamlarından, medya mensuplarına her kesimin içinde bulunduğu içeride ve dışarıda LOBİ grupları oluşturulmalı…Türkiye; dünyanın her tarafında bizzat kendi insanlarıyla LOBİ ATAĞI başlatmalı..Dünyanın her tarafındaki Türklerle sıkı iletişim ve işbirliği kurulmalı…Ama Rusya, Çin ve Hindistan’la hemen her gün bizleri heyecanlandıracak işbirliği ve işlerin hedeflenmeli…Türkiye; saygın bir Dünya Devleti olacaktır!..Yeter ki, üniversiteleri harekete geçsin, etkin lobiciliğe başlayabilsin..Kendine, kendi insanlarına, kendi değerlerine güvensin, sevsin, yatırım yapsın ve samimi olsun!...CHP kapatılır mı ? CHP; Alman istihbaratının Türkiye'deki siyasi şubesi ve kolu gibi adeta....
Friedrich-Ebert-Stiftung, Almanya'da Sosyal Demokrat Parti'ye yakınlığıyla bilinen sivil toplum örgütü. 1925'te kurulan örgütün temel amaçları arasında "demokrasi ve çoğulcu topluma destek, yetenekli gençlere eğitim fırsatları sağlanması ve uluslararası işbirliği ve anlayış ortamının güçlendirilmesi" yer almaktadır. 500 dolayında kadrolu çalışanı bulunan vakfın yurtdışında da 100'e yakın temsilciliği bulunmaktadır. Genel merkezi Bonn'dadır. Federal devlet ve eyalet yönetimleri tarafından maddi destek alan vakfın bütçesi 2006 yılında 112 milyon Euro olarak açıklanmıştır. Friedrich Ebert Vakfı`ndan 85.000 Euro para yardımı aldığı iddia edilen Cumhuriyet Halk Partisi`nin avukatlarının vakfı savundukları belirlendi.
2002'de faili meçhul bir cinayete kurban giden tarihçi yazar Necip Hablemitoğlu, "Alman vakıfları ve Bergama Dosyası" adlı kitabında Ebert-CHP ilişkisine ve vakfın Türk düşmanlığına dikkat çekiyor: Alman Ebert Vakfı'nın CHP'ye para yardımı yaptığını gösteren belgeli haberini destekleyen tespitler ortaya çıktı. Aralık 2002'de “faili meçhul” bir cinayete kurban giden tarihçi yazar Necip Hablemitoğlu, Alman vakıflarının Türkiye ile neden yakından ilgilendiğini anlattığı kitabında şu tespitte bulunuyor: “Ebert Vakfı, Türkiye'deki siyasi partiler içinde en çok CHP ile ilişki içindedir.”
ALMAN VAKIFLARININ TÜRKİYE PLANLARI !...
CHP'li yöneticilerin Alman vakıfları ile ilişkilerinin bulunmadığını söylemesine karşın, Necip Hablemitoğlu'nun 2001'de basılan “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” kitabı tam aksi yönde kanıtlar içeriyor. Sözkonusu kitapta Alman vakıflarının Türkiye'deki faaliyetlerini, yapısını ve bağlantıları mercek altına alan Necip Hablemitoğlu, bu vakıfları Bergama'da altın madeni işletilmesinin önüne geçmeye iten nedenleri inceliyor. Türkiye'de kurulu bulunan Alman vakıflarıyla işbirliği yapan partilerle aydınların tutumunu eleştiren Hablemitoğlu, bu kişilerin eylemlerinin ne tür amaçlara hizmet ettiğini gözler önüne seriyor.
ALMAN VAKIFLARININ CHP AŞKI !...
Failleri hala belirlenemeyen bir cinayette hayatını kaybeden Necip Hablemitoğlu, şimdiye kadar birçok baskısı yapılan “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” kitabında Ebert Vakfı ile CHP'nin yakın işbirliği içinde olduğunu yazıyor. Hablemitoğlu, yeniden gündemde olan Ebert Vakfı-CHP yakınlığıyla ilgili olarak şu çarpıcı tespitte bulunuyor: “Ebert Vakfı, Türkiye'deki siyasi partiler içinde en çok CHP ile ilişki içindedir.” Ebert Vakfı'nın Türkiye'deki bilinmeyen faaliyetlerinin, istihbarat niteliğinin ağır bastığını vurgulayan Necip Hablemitoğlu, şu çarpıcı görüşmeyi anlatıyor: “Bu vakfın bilinmeyen faaliyetleri bilinenlerin çok çok üzerindedir. Örneğin, 24 Haziran 2001'de, Türkiye'ye gelen Almanya Adalet Bakanı Herta Daubler-Gmelin ile ‘özel' Türk vatandaşı arasındaki ‘özel enformasyon' görüşmesini, Friedrich Ebert Vakfı'nın Türkiye Temsilcisi Hans Schumacher organize etmiştir. TÜSES Genel Sekreteri ve CHP Beşiktaş İlçe Örgütü üyesi Nilüfer Mete'nin de aralarında bulunduğu kişiler ile Alman Bakan'ın görüşmesi Alman Konsolosluğu'na ait Tarabya'daki Konukevi'nde gerçekleşmiştir.”
CHP, EBERT VAKFI'NA KATKILARINDAN DOLAYI PLAKET VERMİŞ!..
Hablemitoğlu, kitabının 192. sayfasındaki 45 numaralı dipnotta ise CHP ile Ebert Vakfı arasındaki ilişkinin karşılıklı masabaşı görüşmelerden ibaret olmadığını şöyle anlatıyor: “CHP yönetiminde bulunan kişilerce kurulan vakıfların da Friedrich Ebert gibi Alman vakıflarıyla eğitim programları düzenledikleri görülüyor. CHP gençliğinin sosyal demokrasi eğitiminin sonunda, Ebert Vakfı'na katkıları nedeniyle Ekim 2006'da bir de plaket veriliyor. Aralık 2000'de CHP'nin Alman Sosyal Demokratlarıyla birlikte bir dostluk derneği kurma girişimlerinin Bakanlar Kurulu'nun onayından geçmediği gazetelerde yer alıyor.”
VAKFIN AVUKATI CHP`Lİ MİLLETVEKİLİ …
Ankara 1. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 2002 yılında hakkında dava açılan ve hazırlanan iddianamede; `1984 yılından günümüze Türkiye`nin bütünlüğü ve Laik Cumhuriyet rejimi aleyhinde gizli ittifak oluşturmak` suçunu işlediği ileri sürülen Friedrich Ebert Vakfı`nın yöneticilerinin avukatlığını CHP Manisa Milletvekili Avukat Şahin Mengü`nün yaptığı ortaya çıktı.
CHP`li Şahin Mengü, milletvekili olmadan önce Friedrich Ebert Vakfı`nın avukatlığını yapmış ve vakfın yargılandığı davada, vakfın Türkiye Temsilcisi Hans Schumaher`i savunmuş. Danıştay eski Başkanı Sumru Çörtoğlu`nun yeğeni avukat Ahmet Ziyaettin Çörtoğlu ve Cumhuriyet Gazetesi`nin avukatlarından Mutluhan Karagözoğlu da, CHP`li Şahin Mengü ile birlikte davaya girmiş ve Alman vakfını savunmuştu. Çörtoğlu, aynı zamanda CHP`nin de avukatlığını yapıyor.
VAKIF HAKKINDA KAMU DAVASI AÇILDI …
Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı; Friedrich Ebert Vakfı Türkiye Temsilcisi`nin de bulunduğu 15 sanık hakkında dava açmıştı. Açılan kamu davasında, sanıkların Türkiye`nin bütünlüğü ve Laik Cumhuriyet rejimi aleyhinde gizli ittifak oluşturmak suçundan dolayı Türk Ceza Kanunu`nun (TCK) 171. maddesinin 1. fıkrası ve TCK`nın 31. ve 33. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istenmişti.
ETNİK BÖLÜCÜLÜĞÜ TEŞVİK EDİYOR, TÜRK ORDUSUNA HAKARET EDİYORLAR …
Ankara DGM Başsavcılığı`nın 21.10.2002 gün ve 2001/583 Hz. 2002/189 esas ve 159 sayılı iddianamesinde, Alman Friedrich Ebert Vakfı Türkiye Temsilcisi Hans Schumaher`in de aralarında bulunduğu sanıklar hakkında TCK`nın 171. maddesine aykırılıktan kamu davasının açıldığı belirtiliyor.
İddianamede; Alman vakıflarının Türkiye`nin yanı sıra ABD ve Avrupa ülkelerinde de faaliyetlerini sürdürdükleri, diğer ülkelerdeki faaliyetlerinin sivil toplum, demokratikleşme ve insan hakları alanları olduğu halde Türkiye`de bu alanlar adına dini yaşam yoğunluğunu ve ulusal parlamento saygınlığını ölçen, etnik bölücülüğü teşvik eden faaliyetlerin yanında Türk ordusuna hakaret eden dergilere maddi yardımda bulundukları iddia ediliyor, Alman vakıflarının siyasi faaliyet yürüten sivil toplum örgütü oldukları dile getiriliyor.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ALEYHİNE GİZLİ İTTİFAK…
İddianamede, Ebert Vakfı`nın Sosyal Demokrat parti paralelinde faaliyet gösteren vakıf olduğu, vakfın Almanya`da bulunan Apen Enstitüsü ile birlikte düzenledikleri, `Türkiye nereye gidiyor, gelecekte Türk iç ve dış siyasetinin boyutları` adlı konferansta, katılımcıların konuşmalarından alıntılar yapılmak suretiyle faaliyetine yer verildiği, Alman Adalet Bakanlığı`nın adı geçen vakfın organizasyonu sonucu 10 özerk Türk vatandaşı ile özel enformasyon görüşmesinin yapıldığı belirtiliyor.
İddianamede, sanıkların Türkiye`nin bütünlüğü ve laik Cumhuriyet rejimi aleyhinde gizli ittifak oluşturdukları iddiası ile haklarında TCK`nın 171. maddesine aykırılıktan kamu davası açıldığı vurgulanıyor.
MUSTAFA ÖZYÜREK BUNA NE DİYECEK?
CHP Genel Saymanı Mustafa Özyürek, Friedrich Ebert Vakfı`nın Alman Sosyal Demokrat Partisi`ne yakın olduğuna işaret ederken, Alman sosyal demokratlarla CHP`nin ilişkilerinin iyi olmadığını iddia etmişti. CHP`li Şahin Mengü`nün vakfın avukatlığını yapması, Mustafa Özyürek`in söz konusu iddiasının doğru olmadığını gösteriyor.
VAKFIN CHP`YE YARDIM İDDİASI…
Gazetemizde yayınlanan yazıda, Friedrich Ebert Vakfı`nın, 2005 yılında `Türk Sosyal Demokrasi Partisi` olarak nitelediği CHP ile ilişkileri geliştirmek amacıyla bu partiye finansal yardım yapma kararı aldığı ve CHP`ye 85.000 Euro gönderileceği bildiriliyor. Ödemenin Bank Für Sozialwirtschaft üzerinden gerçekleştirileceği ileri sürülüyor. Anayasa`nın 69. maddesine göre bir siyasî partinin yurtdışındaki herhangi bir kuruluştan para yardımı alması, kapatma sebebi.
Alman Sosyal Demokrat Parti`ye yakınlığıyla bilinen ve 1925 yılında kurulan Friedrich Ebert Vakfı`nın temel faaliyet amacı, `demokrasi ve çoğulcu topluma destek, yetenekli gençlere eğitim fırsatları sağlamak, uluslararası işbirliği ve anlayış ortamının güçlendirilmesi` olarak özetleniyor. Bonn merkezli vakfın 2006 bütçesi 112 milyon Euro olarak açıklanmıştı.
ŞAHİN MENGÜ ERGENEKONCULARIN AVUKATI…
CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü, Ergenekon Terör Örgütü sanıkları gözaltına alınınca ilk aradıkları isim...
Tuncay Özkan da gözaltına alınırken, emekli Orgeneral Hurşit Tolon gibi telefona sarılarak CHP`li Şahin Mengü`yü aramıştı.
Şahin Mengü, Orgeneral Hurşit Tolon`un Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltına alınmadan önce kendisini aradığını söylemişti. Hurşit Tolon ile görüştüğünü doğrulayan Mengü, `Sayın Tolon, arama yapılmadan önce beni aradı. Polislerin geldiğini söyledi. Ben de kendisine arama izinleri olup olmadığını sordum. Kendisi, `Merkez komutanının bilgisi var` dedi. Yanlarında askerî bir yetkilinin olup olmadığını sordum. Bir binbaşı olduğunu söyledi. Ben de kendisine yapılacak bir şey olmadığını, prosedür gereği arama yapabileceklerini söyledim` demişti. Ergenekon soruşturması kapsamında evi aranan Tuncay Özkan da, hemen telefonuna sarılmış, eski avukatı Şahin Mengü`yü aramıştı. Şahin Mengü, `Sabah beni aradı. Saat 06.30 gibi. `Ağabey beni gözaltına alıyorlar. Evde arama var` dedi. Bunun üzerine büromuzun İstanbul`daki avukatını aradım` demişti.
BAKINIZ:
1-Almanya ile çok sıkı ilişkileri olan Meryem Koray: http://www.sbu.yildiz.edu.tr/meryem.htm
2- DİSK ve Friedrich Ebert Vakfı işbirliğiyle, “DTÖ’nün Cancun Planı ve Çalışanlar Üzerindeki Etkileri” konulu uluslararası bir konferans düzenlendi. Önceki günkü konferansa; DİSK Dış İlişkiler Uzmanı Gaye Yılmaz, İstanbul Eczacılar Odası Başkanı Zafer Kaplan, Almanya’dan IG Metall Sendikası yöneticisi Klaus Priegnitz ve Hindistan Ekonomik ve Ekolojik Araştırmalar Enstitüsü Direktörü Dr. Vandana Shiva katıldı: http://www.antimai.org/ba/diskdtokonf.htm
3-SODEV, TÜSES ve Tarih Vakfı’nın Friedrich Ebert Vakfı işbirliğiyle yaptığı faaliyetler...
M. Eymür deşifre etti yine ! Soner Yalçın'ın vakit geçirmeden, öncelikle Türk milletinden, sonra da bizden özür dilemesini bekliyoruz. O taktirde onun yakasını bırakır, yalanları tek tek yüzüne vurmaktan vazgeçeriz.Gelelim, kendini "Dev-Sol'cu Baba" olarak tanıtan mafya bozuntusu Kadir Baba'ya.Bu şarlatan, Haber Türk kanalıyla bize tehdit mesajları yollamış.Öncelikle şunu belirteyim ki bugüne kadar hiç bir mafya bozuntusunu muhatap almadım. Bu pespaye şarlatan Kadri Ergin de benim muhatabım değildir.Anlaşıldığı kadarıyla bu baba bozuntusunu medyadan bir çok kişi tanımış. Bunu Tuncay Özkan'ın "Kadri Baba, çooookk kan akıtacak, çoooookkk!.." yazısından anlayabiliyoruz.Biz, onu yakından tanıyan diğer yazarların da "Mesleki Dayanışma" ile "Tarihi Yanıltma" arasında bir tercih yapıp, doğruları açıklamalarını bekliyoruz. KAYNAK: http://www.atin.org/detail.asp?cmd=articledetail&articleid=345Doğan Yurdakul Ailesi Şekip Yurdakul, 1935 yılında Karasu'dan, Kandıra Kaymakamlığı'na atandı. Bu ilçenin köklü ailelerinden Erimler ve Güneşler ile yakın dostluk kurdu. Raif Erim (Nihat Erim'in babası) ile Hurşit Güneş (Turan Güneş'in babası) genç áşıklara kol kanat gerdiler.
Bu iki aile büyüğünün önayak olmasıyla, Şekip Bey ile Nermin Hanım 12 Haziran 1936 tarihinde Adapazarı'nda evlendiler.
KÜTÜPHANEDE ÇALIŞTI…
Nermin öğretmen artık tek başına değildi.
Cumhuriyet'in iki çocuğu Nermin ve Şefik, zamanın şartlarına inat, Anadolu'nun en ücra yerlerini dolaştılar; yeni kurulan Türkiye'nin temeline harç taşıdılar.
Şekip Yurdakul, sırasıyla Kocaeli, Ağrı ve Muş valilikleri yaptı.
Danıştay üyeliği yaptı. Ne yazık ki Şekip Bey 1961 yılının son günü geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayata veda etti.
Nermin öğretmen yoluna bir başına devam etti.
Savunucusu olduğu Cumhuriyet ilkelerinden de, modern yaşam tarzından da hiçbir zaman kopmadı. Yaşamı boyunca elinden kitap düşürmedi.
İleri yaşlarında Ankara Belediyesi'nde kütüphane memureliği yaptı.
CHP kadın kollarında, Yardımseverler Derneği'nde, Sanatseverler Derneği'nde ve son yıllarda da Atatürkçü Düşünce Derneği'nde hep en ön saflarda oldu.
Nermin öğretmen, geçen hafta Ankara'da hayata gözlerini kapadı.
Cumhuriyet devrimcilerinin başı sağ olsun.
Nermin Yurdakul'un ÖRNEK çocukları:
KOCASINI çok erken kaybeden Nermin Yurdakul, aynı zamanda kendi çocuklarını da iyi yetiştirerek örnek bir Cumhuriyet kadını oldu.
Üç çocuğundan altı torunu ve altı da torun çocuğu vardı. Kısa biyografileri şöyledir:
Sevil Yurdakul: Notre-Dame de Sion Fransız Kız Lisesi ile Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdikten sonra Dışişleri'ne girdi. Paris Başkonsolosluğu'ndan emekli oldu. CHP'den milletvekili aday adayı oldu, listeye alınmadı. Bugünlerde anılarını kaleme almaktadır. İki oğlu, dört torunu vardır.
Uğur Yurdakul: Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi'ni ve ODTÜ Mühendislik bölümünü bitirerek Yüksek Makine Mühendisi oldu. Halen dünyanın dört köşesinde inşaatlar yapan Türkiye'nin en büyük müteahhitlik şirketlerinden GAMA Holding'in ortağı ve yönetim kurulu üyesidir. İki kızı, bir oğlu, iki torunu vardır.
Doğan Yurdakul: Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi'ni ve Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Paris Sorbonne ve Vincennes Üniversiteleri ile Cenevre Üniversitesi'nde lisansüstü eğitim gördü. 35 yıl gazetecilik yaptı. Mesleğini yazar olarak sürdürmektedir. Bugünlerde Türkçe-Fransızca sözlük kitabı üzerine çalışmaktadır. Bir kızı vardır.
Torunları:
Ahmet Avcıoğlu: İngiltere Boston College Finans mezunudur. Defne ve İdil adlarında iki kızı var.
Murat Avcıoğlu: ODTÜ Makine Mühendisliği mezunu. Deniz adında bir oğlu, Aylin adında bir kızı var.
Deniz Yurdakul: Hacettepe Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık bölümü mezunudur. Yunus ve Kanat adlarında iki oğlu var.
Berrak Yurdakul: New York Üniversitesi Bankacılık ve Finans Bölümü mezunu. İki öykü kitabı var.
Reyhan Yurdakul: Sorbonne Üniversitesi Edebiyat Bölümü mezunudur.
Ufuk Yurdakul: Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğrencidir.
Kaynak: Soner Yalçın, Hürriyet: 14 Ekim 2007..
Atatürkçüler de Vergi Vermeli VERGİDEN MUAF KATRİLYONLUK VAKIFLAR:
Anadolu Çağdaş Eğitim Vakfı (ANAÇEV): 21/10/1997.
Alarko Eğitim ve Kültür Vakfı: 23/11/1990.
500.Yıl Vakfı: 27/03/1992.
Altı Nokta Körler Vakfı: 26/11/1971.
Asım KOCABIYIK Kültür ve Eğitim Vakfı: 29/07/1998.
Aydın DOĞAN Vakfı: 21/11/1997.
Ayhan ŞAHENK Vakfı: 23/07/1997.
Ali Nihat Gökyiğit Eğitim, Sağlık, Kültür, Sanat ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı: 09/09/2008.
Bilim ve Sanat Vakfı: 09/07/2007.
Boğaziçi Üniversitesi Vakfı: 12/08/1993.
Bizim Lösemili Çocuklar Vakfı: 03/04/1986.
Bilim Merkezi Vakfı: 23/02/1998.
Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı: 27/05/1998.
Çağdaş Eğitim Vakfı: 26/08/1999.
Eczacıbaşı Vakfı: 27/02/1978.
Ege Çağdaş Eğitim Vakfı: 21/05/2000.
Elginkan Vakfı: 27/11/1989.
Enka Spor Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı: 02/05/1983.
Fevziye Mektepleri Vakfı: 10/01/1975.
Florence Nightingal Hemşire Mektepleri ve Hastaneleri Vakfı: 11/04/1970.
Galatasaray Eğitim Vakfı: 08/11/1982.
Göz Nurunu Koruma Vakfı: 31/05/1985.
Haberal Eğitim Vakfı: 22/11/1989.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı: 13/03/1998.
Hacı Ömer Sabancı Vakfı: 17/07/1973.
Halis Toprak Vakfı: 25/02/1999.
Gürsoy Eğitim ve Kültür Vakfı: 30/12/1999.
Hisar Egitim Vakfı: 23/08/1973.
İhsan Doğramacı Vakfı: 13/10/1973.
İktisadi Kalkınma Vakfı: 12/12/1986.
İnanç Vakfı: 05/11/1993.
İnönü Üniversitesi Vakfı: 09/05/1996.
İnönü Vakfı: 20/09/1984.
İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı: 25/12/1984.
Kartal Vakfı: 11/072000.
Kenan Evren Eğitim Kültür ve Doğayı Koruma Vakfı: 29/12/1997.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Vakfı: 20/12/1976.
Rahmi M. Koç Sanayi Müzeciliği ve Kültür Vakfı: 12/12/1997.
Sağlık ve Eğitim Vakfı(SEV): 16/01/1990.
Saınt Joseph Lisesi Eğitim Vakfı: 05/06/1995.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı: 12/07/2005.
Şişli Terakki Vakfı: 10/12/1986.
Tekfen Eğitim, Sağlık, Kültür, Sanat ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı: 23/09/2004.
TESEV Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı: 18/07/2001.
Toplum Gönüllüleri Vakfı: 29/07/2004.
Türk Böbrek Vakfı: 22/11/1989.
Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı: 20/07/1980.
Türk Kalp Vakfı: 25/12/1975.
Türk Eğitim Vakfı: 09/12/1968.
Türk Kardiyoloji Vakfı: 01/08/1986.
Türk Diyabet Vakfı: 16/11/2000.
Türk Eğitim Derneği Ankara Koleji Vakfı: 17/05/1991.
Türk Eğitim Derneği İstanbul Koleji Vakfı: 12/07/2005.
Türk Eğitimine Özgü Kadir Has Vakfı: 23/02/1992.
Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı: 14/11/1974.
Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı: 14/11/1974.
Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilatasyon ve Bakım Merkezi Vakfı: 17/02/1997.
Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı: 27/09/1985.
Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı: 25/12/2006.
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı(TEGV): 09/10/1995.
Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı: 19/01/1998.
Türkiye Güçsüzler ve Kimsesizlere Yardım Vakfı: 10/09/1990.
Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı: 07/12/1989.
Türkiye Körler Vakfı: 22/12/1975.
Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı: 14/07/1997.
Vehbi Koç Vakfı: 28/12/1968.
Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı: 23/02/1992.
Yirmibirinci Yüzyıl Eğitim ve Kültür Vakfı: 18/12/2000.
Zeynep Mutlu Eğitim Vakfı: 23/07/2001.
Zeytinoğlu Eğitim Bilim ve Kültür Vakfı: 18/05/1993.
KKTC'de yağma hasanlar İki çok ilginç isim..Ahmet Akyol ve Ata Atun..Prof. Atun; o inanılmaz servetini kısa sürede nasıl elde etti..Mücahit olmak yeterli mi?..
http://www.samtay.com/
SAMTAY Vakfı'nın yazarları:
Rauf R. DENKTAŞ,
İsmet KOTAK,
Emine SÜTÇÜ,
Ata ATUN,
Çetin YETKİN,
Altemur KILIÇ,
Behiç KILIÇ,
Özgen ACAR,
Yiğit BULUT,
Hulusi ŞENEL,
Ahmet GÖKSAN,
Hasan İKİZER,
***Asker YazarlarI:
Armağan KULOĞLU,
Atilla ÇİLİNGİR,
Cihangir DUMANLI,
Deniz YEŞİLIRMAK,
Erdal SARIZEYBEK,
İlhan ÇİLOĞLU,
M.Kemal BORAN,
Nejat ESLEN.
ATV'de bir programda şarkı söylemeye başladıktan sonra televizyon fenomeni haline gelen 10 yaşındaki Berna Karagözoğlu'nin 2005 yılında, yani 5 yaşındayken çekilmiş görüntüleri youtube.com da yayınlandı.