|
|
|
|
|
Personeliniz Siyasetinizdir!
Çok sevdiğim bir sözdür. ‘Personeliniz siyasetinizdir’.
Bu sözü neden kullandığımı anlamak da sanırım zor olmayacak.
Aydoğan Vatandaş
Dursun Ali Çiçek. Dz.Piyade Kurmay Kıdemli Albay. Genelkurmay Başkanlığı Harekat Daire Başkanlığı Bünyesi’ne bağlı en kritik birimde, Psikolojik Daire Başkanlığı’nın yerine kurulmuş 3. Destek Müdürlüğü denilen birimde görev yapıyor.
Yani Karargahın namusu sayılabilecek bir birim orası.
Daha önce, hazırladığı benzeri andıçlardan ötürü gazetelerde haber olmuş.
Ancak kendisiyle ilgili en ufak bir girişimde bulunulmadığı gibi yerini korumaya devam etmiş.
Geçmişte bazı Ergenekon sanıkları ile mesai arkadaşlığı yapmış. Ergenekon sanığı E.Tuğgeneral Levent Ersöz’ün Şırnak'ta görev yaptığı dönemde, 1995 yılında Şırnak'ta Özel Amfibi Tabur Komutanlığı görevinde bulunmuş.
Geçtiğimiz aylarda Güneydoğu'daki cinayetlerle ilgili tutuklanan Kayseri Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz de 1995'te Şırnak Cizre'de tabur komutanlığı görevinde bulunmuş. Temizöz o dönemde meydana gelen faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında tutuklu.
Şimdi biraz geriye gidelim. Çok değil sadece 2 ay kadar önce Levent Ersöz’ün ses kaydı internete düşmedi mi? O kayıtta ne diyordu Levent Ersöz, İlker Paşa’ya? Aynen aktarıyorum:
‘Yazık değil mi bize yani? İlker Paşa`nın emrinde çalıştı şimdiki, onun yardımcısıydı. İnsaf yaa onun için toplandılar ettiler. Bizim için falan değil yani. Ne Hurşit Paşa için ne Şener Paşa için yaa. Yani bize görev verirken, çalıştırırken, çalıştırdıkları zaman efendime söyleyeyim yanımızda olan başkaları dışarıda elleri kolları serbest dolaşıyorlar, eeeeee biz buradayız. Niye biz buradayız yaa. Ne yaptık biz? Ne yaptık yani? Ben bunu kabullenemiyorum. O iki tane adamı karşıma alıp Allah sizin belanızı versin demek istiyorum. Bu kadar isyan ediyorum.’
Söz konusu ses kaydında İlker Paşa aleyhinde çok ağır ifadeler var.
(http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=217587)
Levent Ersöz’ün ses kaydı dikkatle incelenirse, kimlere sitem ettiği hatta kimleri tehdit ettiği net bir şekilde anlaşılır.
Şimdi Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un açıklamalarına baktığımız zaman, ‘Dursun Ali Çiçek’in ‘ben böyle bir andıç hazırlamadım’ sözlerine de yeterince güvenmediği anlaşılıyor ki, belgeyi kriminal labaratuara gönderme ihtiyacı hissetmiş.
Yani, bu belgenin hazırlanması, sızdırılması, bizzat Ergenekon’cu subaylar tarafından, İlker Paşa’yı yıpratmak için bile yapılmış olabilir.
Bunun iki önemli nedeni olabilir.
İlker Başbuğ, ‘Türkiye Halkı’ gibi ifadeler kullanarak, Kürt Sorununun çözümünden yana, Hükümet’le işbirliği içinde bir görüntü verdi. Bu da Ergenekon-Rus lobisinin dikkatlerinden kuşkusuz kaçmamıştır.
İkincisi, ses kaydından da anlaşıldığı gibi Ergenekon sanıkları, tıpkı Yaşar Paşa’da olduğu gibi İlker Paşa ve Genelkurmay Karargahı tarafından terkedildiğini düşünmeye başladı.
Yani bu süreçten hoşnut olmayan 2 odak vardı. İç politik nedenlerden ötürü Ergenekon ve enerji rekabeti nedeniyle de Rus Lobisi. (Bir de elbette İran. O da, Kuzey Irak doğal gazının İran’a alternatif olması dolayısıyla.)
Bu arada, İlker Başbuğ ABD’deki muhataplarıyla son derece sıcak temaslarda bulundu. Washington’da Zaman temsilcisi Ali Halit Aslan’ın vatandaş Ali olarak bile basın toplantısına çağırmış olması kuşkusuz Ergenekon sanıklarını ve Genelkurmay’daki uzantılarını yeterince çileden çıkardığını tahmin edebiliriz.
Albay Dursun Çiçek o belgeyi ben hazırlamadım demiş. Doğru olabilir zira Albay’ların altında onca personel vardır. O belge bir taslak çalışması olabilir.
İkincisi, bu tür belgelerin sızma ihtimaline binaen her zaman, önleyici bazı hedef saptırıcı tedbirler alınabilir. Yani kasıtlı olarak sahte imza atmak gibi. Önemli olan o belgenin muhattabı olan alt kadrolara, toplum içerisine yayılmış sivil görünümlü psikolojik harp elemanlarına ulaşmış olmasıdır. O kadrolar için belgenin gerçek olup olmadığı pek bir anlam ifade etmez. Orada emri ulaştıran önemlidir. Anlaşılan odur ki bu emir ‘elemanlara’ ulaşmış ve gereken yapılmaya başlanmış.
İlker Paşa, son zamanlarda demokrasiyi ve hukuk devletini öne çıkaran söylemleriyle oldukça güven kazandı, ama personeliyle ilgili yeterince ince eleyip, sık dokumadığı anlaşılıyor. Bu da, her ne kadar kendisinin böyle bir andıç hazırlama emri vermediğini söylese de, personel politikası açısından eleştirilmeyi olgunlukla karşılamayı ve de sonuçlarına katlanmayı gerekli kılıyor.
Çünkü personeliniz siyasetinizdir, personelinizi tanımamak gibi bir lüksünüz maalesef yoktur.
***
Geçen hafta New York Devlet Kütüphanesi’nin konferans salonunda ‘Avrupa ve İslam’ konulu bir konferans vardı.
İlk gün ABD'den siyaset bilimci Prof. Benjamin Barber; İngiltere Müslümanlarını temsilen İmam Abdulcelil Sacid; Fransa'dan Fas asıllı edebiyatci Tahar Ben Jelloun vardı.
Barber ve Sacid, Avrupa'da hükümet ve toplulukların Muslumanları dışlayıcı yaklaşımlarını eleştirdi. Sacid, İngiltere'ye Muslumanların kralın daveti ile geldiklerini ve ekomiyi canlı tutmada onemli bir rol oynadiklarını soyledi.
Fas asıllı Ben Jelloun ise tam aksi istikamette İslam'ı yaşamak isteyen Müslumanları suçlayan bir şekilde konuştu. Ona göre din vicdanların dışına çıkmamalıydı.
Barber ve Sacid bu yaklaşıma açık tavır aldılar. Barber'a gore demokratik bir ülkede din baskı altına alınmamalıydı. Sacid'de İslam'ın dini inancı ikrarı (sehadet) istediğini vurgulayarak, bunun sadece vicdanda kalamayacağını söyledi.
Columbia Üniversitesi’nden Dr. Ahmet Kuru, söz alarak buna itiraz etti.
‘Hayran olduğunuz Fransa'da 11 bayramın 6'sı Katolik; devlet, Katolik okullarının bütçelerinin yuzde 80'ini temin ediyor; iki devlet okulunun birinde papaz var; Alsace-Lorraine'de laiklik uygulanmıyor; ama başörtüsü yasağı uygulanıyor; bu çelişkileri nasıl izah ediyorsunuz" sorusu uzerine Jelloun zor durumda kaldı ve "ben burada Fransız devletini temsil etmiyorum" demek zorunda kaldı.
Ertsei gün, meğer Dr. Ahmet Kuru’nun da bir sunumu varmış. Genç yaşına rağmen panelin en etkileyici ismiydi. Yürekten kutluyorum.
New York’ta Bir İlk: Hisseli Harikalar Kumpanyası
Cumartesi akşamı, New York’ta Türk Toplumunun gerçekleştirdiği en büyük etkinliklerden birini izledim. Hisseli Harikalar Kumpanyası. İlk kez 3 Mart 1980'de İstanbul Şan Sinemasında sahnelenen Hisseli Harikalar Kumpanyası, ABD'de sahnelenen ilk Türk müzikali olarak her zaman hatırlanacak.
Broadway’de 3 bin seyirci kapasitesine sahip "Beacon Tiyatrosunda" sahnelenen müzikal dakikalarca ayakta alkışlandı. Oyunun yazarı Haldun Dormen de oradaydı. Oyunu nasıl bulduğunu sordum. ‘Güzeldi’ dedi.
Doğrusu müzikalin yönetmeni Gülçin Hatıhan’ı kutlamak gerekiyor. Böylesine dev bir kadroyu yönetebilmek, Broadway’de böyle bir işi kotarabilmek hakikaten çok zor.
Burak Kut’un performansı çok yüksekti. Böyle bir oyunda rol olması oyuna çok şey kattı. Çaycı rolünü oynayan ve aynı zamanda müzikalin yapımcılığını üstlenen İbrahim Yazıcı da oldukça başarılıydı. Uğur Uğural’ı da mutlaka anmak gerekiyor. 80 kişilik oyuncu ve dansçı kadrosundan bu isimler aklımda kalanlar.
Haldun Dormen, sahnede yaptığı konuşmada, "son derece heyecanlı" olduğunu belirterek, ABD’de pek çok kez oynadığını, ama Broadway’de bir gün sahneye çıkacağını, adını bir gün Broadway’de "Hisseli Harikalar Kumpanyası" ile göreceğinin hiç aklına gelmediğini söyledi.
Emeği geçen herkese teşekkürler.
17.Haziran.2009 19:13:06
|
|
|
|
|